#

Bursa

Çocuklar için kurduğu sanat atölyesini anaokuluna dönüştürdü

Bursa’da tiyatrocu Hüseyin Yılmaz (35), çocuklar için kurduğu sanat atölyesini anaokuluna dönüştürdü. Sanat ve doğayla iç içe eğitim alan 3-6 yaş arası çocuklar, bitki ekmek, tiyatro oynamak, meyve toplamak, hayvanları sevmek, bulaşık yıkamak, halı dokumak gibi beceriler elde ediyor. Çocukların oyun oynadığı mahalle kültürünü okullarına taşıdıklarını söyleyen Yılmaz, “Çocuklara düştüklerinde kendilerinin kalkabileceğini öğretiyoruz” dedi.

Bursa’da tiyatrocu Hüseyin Yılmaz (35), 8 yıl önce çocuklar için kukla atölyesi kurdu. Yılmaz, atölyeyi büyüterek, anaokuluna döndürdü. Çocuklara alışılmışın dışında doğa ve sanatla iç içe eğitim vermek isteyen Yılmaz, okulunu bahçesi olan bir yere taşıdı. 3-6 yaş arası 106 çocuğun eğitim aldığı okulun bahçesine, oyun alanları ve hayvan kümesleri inşa ettirdi. Programa uzmanlar eşliğinde spor, bahçe işleri, halı dokuma, hayvanları tanıma ve tiyatro dersleri de koyan Yılmaz, böylelikle eğitimi eğlenceli hale getirmeyi amaçlıyor. Çocukları çok sevdiği için okulu açtığını belirten Yılmaz, “Bizim okulumuzda çocuklar düşmekten, yara almaktan korkmuyorlar. Her şeyi doğada yaşayarak, öğreniyorlar” dedi.

‘AMACIMIZ ÇOCUKLARI SANAT VE DOĞAYLA BULUŞTURMAKTI’Ü

İlk olarak çocukları sanatla buluşturmak için atölye açtığını kaydeden Hüseyin Yavuz, “Yeteneklerini keşfetmek, onlarla sanatın her alanında buluşmak için açılmış bir atölyeydi. 8 yılın sonunda, hem velilerimizin hem de çocuklarımızın istekleri doğrultusunda onları daha çok sanatla ve doğayla buluşturabilmek için 8 yılın sonunda anaokulu olarak devam ettik. Yaklaşık 5 yıldır anaokulu olarak devam ediyoruz. En büyük arzumuz doğa ve sanatla iç içe olmalarıydı. Bunu başarmak için de ekip arkadaşlarımla birlikte çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.

‘ASLINDA BURAYA BİR MAHALLE KURDUK’

Uzun yıllar tiyatroyla ilgilendiğini söyleyen Yavuz, “Bu yaş grubundan çokça seyircim oldu. Yaklaşık 10-15 bin çocukla oynadığım ve yazdığım oyunların buluşması vardır. Çocukları gözlemlerken burada çok büyük bir eksik olduğunu, sadece tiyatroya gelmek değil, daha fazla sanatla buluşma ihtiyaçlarının olduğunu hissettim. Küçük küçük kukla ve drama atölyeleriyle, okullarda çocuklarla buluşmaya başladım. Hedefim, bu buluşmanın süresini daha da uzatmak ve çocukları doğayla buluşturmaktı. Ben mahallede büyümüş biriyim. Gazoz kapaklarıyla, taşlarla zamanımı geçirmiş biriyim. Şu anki velilerimin çoğu da benimle aynı dönemde yetişmiş kişiler. O dönemde özel okul kültürü bu kadar gelişmediği için, daha güvenli sokaklar, mahalleler olduğu için rahatça oyun oynayabiliyorduk. Biz aslında buraya bir mahalle kurduk ve arkadaşlarımızla buluşuyoruz” dedi.

‘DÜŞTÜKLERİNDE ÇOCUKLARIN KENDİLERİ KALKMALARI GEREKİYOR’

Okuldaki asıl amacın çocukların doğada kalması olduğunu belirten Yavuz, “Yani çocukların doğal olanla baş başa olması. Gülmek ne kadar doğal bir şeyse ağlamak da o kadar doğal. Biz çocuklara bunu vermeye çalışıyoruz. Düştüklerinde, göz hizasında onları takip etmeye devam ediyoruz ama tutup kaldırmıyoruz. Eğer ağlıyorsa, bunun doğal bir ihtiyaç olduğunu biliyoruz ve ‘Bu köşede ağlamaya devam edebilirsin. Evet canın acıdı, ben düşsem benim de canım acır. Ağlaman bittiğinde oyuna katılabilirsin’ gibi anlayışla doğal olanı karşılamanın çabası içerisinde ilerliyoruz” şeklinde konuştu.

‘BURADA PRENS VE PRENSES YETİŞTİRMİYORUZ’

Okuldaki çocukların kendi yaşantılarını kendilerinin kurduğunu söyleyen Yavuz, “Yemeklerini kendileri alırlar. Bahçeye kendileri çıkarlar. Bahçede bir çocuğun lavabo ihtiyacı olduğunda kendisi gidebilir. Sonra bahçeye yine kendisi gelir. Bir öğretmen eşliğinde inip çıkmaz. Bunun öğrenme süreci bittikten sonra bunu yapıyoruz. Hayvanlarla iç içe bir okuluz. Sınıf öğretmenlerimizden biri evinde iguana besliyor. Ben güvercinleri sevdiğim için okulumuzda güvercin besliyoruz. Tavşanlar,tavuklar, horozlar var. Ulaşabildiğimiz her hayvana ulaşmaya çalışıyoruz. Kapalı alandan çok açık alanı var. İki dönüme yakın büyük bir bahçemiz var. Bahçe kültürü serbest zaman kültürü değil, bahçede çocuklar İngilizce, beden eğitimi, kil çalışması, ebru atölyesi, halı dokuma atölyesi gibi etkinlikler yapıyoruz. Buraya gelen öğrenci akşam eve çamurlu gittiğinde, bu veli için bir şikayet değil. Bu bizim için olağan bir şey. Çocuğun bir hikayesi var ve o hikayeyle akşam eve dönüyor. Prens veya prenses yetiştirmiyoruz. Ödül ya da ceza sistemi de kullanmıyoruz” dedi.

‘DOĞADA ÇOCUKLARIN GELİŞİMİ ÇOK ÖNEMLİ’

Okuldaki eğitim sistemiyle ilgili bilgiler veren Psikolojik Danışman Elif Çiğdem Anaç, “Bizler çocuğun ailesi ve anne babası dışında ilk bağ kurduğumuz insanlar olduğumuzun bilincindeyiz. O yüzden bu bağın güvenli olması konusunda çocuklarımızı destekliyoruz. Bizler için en önemli şey bu. Bunun dışında çocuklar, ilk doğduğu andan itibaren bu sistemin içine değil, sorgulayan merak eden bireyler olarak dünyaya geliyorlar. Sonrasına baktığımızda, ezberci eğitim sisteminin içerisine girdiklerinde, sorgulayan, merak eden çocukların en güzel özellikleri köreliyor. Bizlerin buradaki amacı, sorgulayan, merak eden, bu özelliklerin canlı tutulmasını sağlamak. Bunun dışında, doğada çokça vakit geçiyoruz. Doğada çocukların bilişsel, sosyal, duygusal gelişimlerinin çok önemli olduğunun farkındayız. O yüzden, bu sistem içerisinde çocuklar, psikolojik olarak çok daha sağlam yetişiyorlar. Düşebiliyorlar, kolları çizilebiliyor. Bunlar da sistemimizin bir parçası. Çocuk düştüğü zaman, ‘Hadi kalk, öpelim geçsin’ gibi bir sistemle yaklaşmıyoruz. Önemli olan çocuğun duygusunu yaşamasına fırsat vermek. Ağladığında ona destek olabilmek. O yüzden canı acıyabiliyor. Ama gerekli desteği bizler sunuyoruz” dedi.