Bugün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı… Sadece takvim yapraklarında bir anma günü değil; esareti kabul etmeyen, zincirleri kıran bir milletin topyekun ayağa kalkışının, makus talihini tersine çevirişinin tarihi. 107 yıl önce bugün, Karadeniz’in hırçın dalgalarını aşarak Samsun sahiline yanaşan bir vapur, bir milletin kaderini ve coğrafyanın tarihini sonsuza dek değiştirdi.

Karanlığın En Yoğun Olduğu An: Mondros ve İşgaller
1919 yılının Türkiye’si, yüzyıllar boyu dünyaya hükmetmiş bir çınarın, Osmanlı İmparatorluğu’nun en karanlık dönemine şahitlik ediyordu. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, sadece bir ateşkes değil, Türk vatanının parça parça edilmesinin hukuki kılıfıydı.
Mütarekenin ardından Anadolu dört bir koldan sarıldı:
-
İzmir Yunanlılar, Adana Fransızlar, Antalya ve Konya İtalyanlar tarafından işgal edildi.
-
Urfa, Maraş, Antep, Merzifon ve Samsun topraklarına İngiliz askerleri ayak bastı.
-
Payitahtın kalbi olan İstanbul önlerine 13 Kasım 1918’de İngiliz Donanması adeta bir karabasan gibi demirledi.
Yıllarını cephelerde geçirmiş olan Muzaffer General Mustafa Kemal, aynı gün İstanbul’a döndüğünde o meşhur ve tarihin akışını değiştiren sözünü söyledi: “Geldikleri gibi giderler!”
Karadeniz’de Kurulan Tehlikeli Tezgah
Samsun ve çevresindeki Rumlar, bölgeye asker çıkaran İngilizlerin de desteğini arkalarına alarak çete baskınları yapıyor, kargaşa çıkarıyordu. Amaçları netti: Bölgede asayişin kalmadığı yalanını uydurarak, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın meşhur 7. maddesini devreye sokmak ve Karadeniz’i İtilaf Devletleri’nin resmi işgaline açmak.
Türk halkı canını, malını ve namusunu korumak için yerel düzeyde teşkilatlanmaya başlayınca İngilizler, İstanbul Hükümeti’ne sert bir nota verdi: “Bölgedeki Türk direnişini bastırın, Rumlara yapılan saldırıları önleyin!”
İstanbul Hükümeti, bölgede asayişi sağlaması için 9. Ordu Müfettişi olarak Mustafa Kemal’i görevlendirdi. Bu görevlendirme, Mustafa Kemal’e Anadolu’nun neredeyse yarısındaki tüm sivil ve askeri makamlara emir verme yetkisi tanıyordu. İstanbul’un “susturmak” için gönderdiği büyük deha, bu yetkiyi “uyandırmak” için kullanacaktı. İzmir’in işgal edildiği kara günün tam ertesi günü, 16 Mayıs 1919’da, Bandırma Vapuru İstanbul’dan Karadeniz’e doğru süzüldü.

Reji İskelesi’nden Havza Mitingine: İstiklal Ateşi Yanıyor
Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’da Reji İskelesi’nden (Tütün İskelesi) karaya ayak bastı. Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslar kentin tüm iskelelerini bombalamış, geriye sadece Fransız sigara fabrikasına ait bu iskele sağlam kalmıştı. İşte o sağlam kalan iskele, bir ulusun kurtuluş köprüsü oldu.
Samsun’daki varlığı İngilizleri anında tedirgin etti. Paşa, kentte 6 gün kaldıktan sonra planlarını gerçekleştirmek üzere 25 Mayıs’ta Havza’ya geçti.
Havza: İlk İsyan, İlk Protesto
Milli Mücadele’nin ikinci durağı olan Havza, Türk milletinin esarete karşı sesini ilk gür çıkardığı yer oldu. Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla Havza’da ilk kitlesel miting gerçekleştirildi ve İzmir’in işgali lanetlendi. Havza’daki bu ulusal uyanış İngilizleri çileden çıkardı. Baskılara dayanamayan İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal’i görevden aldı. Ancak ok yaydan çıkmıştı; Mustafa Kemal Havzalılara bir asker olarak değil, sivil bir davanın lideri olarak veda ederek yola koyuldu.
Akademik Bakış: “Samsun, Mustafa Kemal’i İkna Eden Kurtaran Şehirdir”
Milli Mücadele’nin askeri ve sosyolojik boyutunu değerlendiren Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaya Tuncer Çağlayan, 19 Mayıs’ın Türk tarihi için bir kırılma noktası olduğunu vurguluyor.
Prof. Dr. Çağlayan, Milli Mücadele’nin sadece toprağı değil, milli ve manevi değerleri koruma savaşı olduğunu belirterek şunları söylüyor:
“İstanbul’da kararlaştırılan Anadolu merkezli Milli Mücadele fikrinin gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği konusunda büyük bir belirsizlik vardı. Evet, lider kadro askerlerdi ama bu hareketin asıl öznesi bizzat Türk milleti olacaktı. Ancak Türk milleti yorgundu; arkasında 7-8 yıl süren aralıksız savaşlar vardı. Bu yorgun halk, yeni bir mücadeleyi başlatabilecek enerjiye ve cesarete sahip miydi? Bunun ilk ölçüldüğü, sınandığı yer Samsun olmuştur.
Samsun’un Milli Mücadele’deki en kritik rolü, Anadolu topraklarında milli bir direniş fikrinin kesinlikle başarılı olabileceğine dair Mustafa Kemal Paşa’yı ikna etmiş olmasıdır. Paşa, o inancı halkın gözünde gördü. Bu yüzden ‘Kurtaran Şehir’ ifadesi, Samsun’un sonuna kadar hak ettiği bir unvandır.”
Meşale Sönmedi: Cumhuriyet 103. Yılına Koşuyor
Samsun’da Tütün İskelesi’nde tutuşturulan o istiklal meşalesi, oradan Amasya’ya taşındı ve “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” denilerek ihtilalin manifestosu yazıldı. Ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri ile tüm Anadolu tek bir yumruk haline getirildi.
Yorgun, fakir ve cephanesiz bırakılmış bir halkın kanıyla, canıyla yürüttüğü bu eşsiz mücadele, 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı taçlandı. 19 Mayıs 1919’da Samsun’da atılan o ilk adımla temelleri atılan Cumhuriyetimiz, bugün 103. yaşına doğru gururla, sarsılmadan ve dimdik ilerliyor.
Atatürk’ün bu büyük günü armağan ettiği Türk gençliği, 107 yıl sonra bugün de aynı kararlılıkla haykırıyor: Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!








